KÜÇÜK ASYA’DA TÜRK HAKİMİYETİ: KUTALMIŞOĞLU SÜLEYMANŞAH

                                    بسم الله الرحمن الرحيم

                            KÜÇÜK ASYA’DA TÜRK HAKİMİYETİ: KUTALMIŞOĞLU SÜLEYMANŞAH

 

Anadolu’da pek çok medeniyet kurulduğu malûmdur ki bunların başını Antik Anadolu medeniyeti, Yunan, Roma, Rum, Arap-İslam ve Türk-İslam medeniyeti çekmektedir. Türk-İslam medeniyetinin bu topraklara sirayetinin başlangıcı da Malazgirt Muharebesi ve bunun tabiî bir neticesi olarak Anadolu’da bir Türk-İslam devletinin teşekkülü ile olmuştur. Bu devletin kurucusu da –herkesçe bilindiği üzre­­– ­­Kutalmışoğlu Süleymanşah’dır. Biz de bu yazımız da o büyük kahramanı sıkmayacak bir şekilde anlatmaya gayret ettik.

 

                             MALAZGİRT ÖNCESİ SELÇUKLULAR VE ANADOLU

                 

 

                                     KUTALMIŞ’IN ALPARSLAN’LA MÜCADELESİ

 

Tuğrul Bey ölmeden önce yeğeni Süleyman’ı varis bırakmıştı (1061). Süleyman’ı Çağrı Bey’in diğer oğullarından ayıran özelliği, Tuğrul Bey’in kardeşinin vefatından sonra Süleyman’ın annesiyle evlenmesi idi. Selçuklu devletinin kuruluş ve gelişiminde büyük hizmetleri olan Kutalmış, 1061 senesinde Tuğrul Bey’in bu kararını tanımadı ve isyan etti. Ancak onun gücü büyük bir mücadeleye kafi gelemediğinden yenidli ve Girdkuh’a sığındı (Mayıs 1061). Tuğrul Bey üzerine Bağdad şahnesi Humartekin’i yolladıysa da, Girdkuh’u kuşatan Humartekin, Kutalmış’ın huruç hareketi sırasında mağlup oldu (2 Ağustos 1061). Bunun üzerine Tuğrul Bey bizzat kendisi Girdkuh’u kuşattı. Fakat kuşatmanın uzaması ve çetinleşmesi üzerine bu işi Amidülmülk Kundurî’ye bıraktı. Kundurî’nin kaleyi kuşattığı sırada Tuğrul Bey vefat etti (4 Eylül 1063).

Tuğrul Bey’in ber-vech-i bâlâ zikr ettiğimiz üzre Süleyman’ı varis bırakıp ölmesi sıkıntıları doğurmuştu. Tuğrul Bey’in ölümüyle Kutalmış Girdkuh Kalesi’nden indi ve Rey-Hamedan arasındaki Türkmenleri etrafına topladı. Kısa sürede 50.000 civarı bir ordu elde etti. Kardeşi Resul Tegin de ona iltihak etti ve onu Rey’e yürümeye teşvik etti. Gücüne iyice güvenen Kutalmış Rey’e doğru ilerledi. Kündüri’ye bağlı İnanç Tekin kumandasındaki kuvvetleri mağlup etti ve Rey’in dış kalesini ele geçirdi. İç kaleye kapanan Amidülmülk, Alparslan’a mektup yazıp bir an evvel Rey’e gelmesini söyledi. Kendisi de hutbeyi Süleyman adına değil de Alparslan adına okutmaya başladı.

Bu sırada asî Huttalan emiri ve Musa Yabgu’yla mücadele halindeydi. Bunları mağlup ve Musa Yabgu’yu esir eden Alparslan, Merv’den büyük bir kuvvetle Rey’e ilerledi. Bunu haber alan Kutalmış, iç kale kuşatmasını kaldırıp Damgan’a ilerledi. Alparslan mektup gönderip isyandan vazgeçmesini önerdiyse de Kutalmış reddetti.

Alparslan, bölgeyi incelemesi adına bir öncü birliği gönderdi. Ancak gönderdiği öncü kuvvetleri Kutalmış’a yenildi. Kısa zaman sonra iki ordu, el-Mihl Vadisi’nde karşı karşıya geldi. Kutalmış, burayı su ile bataklık hâle Alparslan’ın ordusuna karşı avantaj elde etmek istemişti. Lâkin Alparslan ve ordusu suların içinden geçmeyi başardı. Neticede Alparslan Kutalmış’ın ordusunu dağıttı ve Resül Tegin, Süleymanşâh, Mansur gibi Kutalmış’ın önemli yakınlarını esir aldı. Kutalmış dağılan ordusu toparlamaya çalışıp Girdkuh’a çekilirken atından düşüp vefat etti (1064). Savaş meydanının toz dumanı geçince cansız bedenine ulaşıldı. Amcasının cansız bedenini gören Alparslan’ın ağladığı el-Kâmil fi’t-Tarih’te yazılıdır.[1] Nâşı Tuğrul Bey’in yanına, Rey’e defnedildi. Oğulları Süleymanşah, Mansur, Alp İlig ve Devlet, Alparslan’ın eline düştü. Alparslan bunları öldürmek istiyordu ancak Nizamülmülk buna engel oldu. Öldürmek yerine hapsetti.

                 

                        SÜLEYMANŞAH’IN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İZNİK’İN FETHİ              

Alparslan’ın ölümüyle kurtulma fırsatı bulan Süleymanşah, Urfa-Birecik yöresinde fetihlere başladı ve bu fütuhatı Orta Anadolu’ya tevsi’ etti. Bu sıralarda Akka, Kudüs, Şam gibi Bilâdü’ş-Şam’da[2] vaki’ önemli şehirleri fetheden Atsız b. Uvak, Selçuklu’ya bağlı bir Türkmen beyliğini tesise muvaffak oldu. Evvelce Atsız’a bağlı emirlerden olan Şöklü, Atsız’a karşı tavır aldı ve Akka’yı ele geçirdi. Kendi kuvveti bu güçlü ve prestijli beye karşı kâfi gelmeyeceğinden, Süleymanşah’ın kardeşlerinden Alp İlig’e bir mektup yazarak Kutalmışoğulları’nı Suriye’ye çağırdı: ‘’Sen Selçuklulardan olup sultan sülalesine mensupsun, sana itaat ile senin hizmetinde bulunursak bununla şeref duyar ve övünürüz. Halbuki ben, sultan ailesinden olmayan Atsız'a tabi olmak istemiyorum.’’Tarzı sözler sarf ve ‘’Suriye ve Filistin’de kendisiyle birleşip Atsız’ı yenerlerse önlerinde bir engel olmadığı’’ yönünde iknasıyla Kutalmışoğulları’ndan Devlet ve Resul Tegin’in bir oğlu, Şöklü’ye iltihak etti. Fakat Atsız Bey’in onları Taberiye’de mağlup etmesi (Temmuz 1075) ve Şöklü’yü katletmesi üzerine bu ittifak akîm kaldı. Kutalmışoğulları da esir düşmüştü. Atsız bu nazik durumu Melikşah’a bildirdi.

 

Bu olayların haberini alan Süleymanşah, Selçuklulara bağlı Mirdâsî Emirliği’nin Halep şehrini kuşattı. Celâlüddevle Nasr ile uzlaşan Süleymanşah güneye indi. Atsız’a mektup yazarak Yabguoğulları’nı geri istedi. Atsız ise durumu Melikşah’a bildirmeyi tercih etti. Melikşah’ın emri üzerine Yabgulular Bağdad üzerinden başkent İsfahan’a gönderildi. Süleymanşah ise Antakya’ya yürüyüp burayı kuşattı, 20.000 dinar tazminat karşılığı kuşatmayı kaldırdı. Atsız’a katılmak üzere olan 3.000 kişilik bir birliği mağlup edip Antakya yöresine döndü.

Bundan sonra Anadolu’da yeniden fetihlere ve öncelikle Konya ve Gevele’yi ele geçirdi. Kısa sürede hızlıca büyüyerek 1075 yılında İznik’i fethetti.. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti tesis edilmiş oldu. Süleymanşah, halifeden aldığı hil’at ve ‘’Nâsıruddevle, Ebulfevâris, Rüknüddin’’ ünvanlarıyla meşru bir zemin elde etti.

         SELÇUKLU DEVLETİ’NİN KURULUŞU ESNASNINDA ANADOLU’NUN DURUMU

Süleymanşah’ın bu suretle büyümesi esnasında Anadolu’da fetihler süratle devam ediyordu. Artuk Bey Kelkit ve Kızılırmak Havzaları’nı, Mengücek Bey Divriği, Erzincan ve Şebinkarahisar, Süleymanşah’ın dayısı Danişmend Gazi de Çorum, Kayseri, Niksar, Amasya, Sivas, Malatya, Saltuk Bey de Erzurum ve Çoruh Irmağı havzası gibi yöreleri fetih ile bunların her biri kendi beyliğini tesis ederek Doğu Anadolu’ya hakim olmuşlardı. Melikşah’a bağlı Gümüştekin adındaki bir emir de Urfa ve Diyarbekir civarını ele geçirdi (1077).

Süleymanşah’a bağlı Emir Karatekin de Çankırı, Sinop, Ankara civarını fethetmişti. Fakat Türklerin göç güzergahı olarak burayı değil de Marmara’yı tercihleri üzerine Karadeniz sahilleri elden çıktı.

 

                                     GÜÇLENEN ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ

Bu sıralarda Doğu Roma’da Rumeli komutanı Nikeforos Bryennios ve Anadolu komutanı Nikeforos Botaniates isyan hâlindeydi. Botaniates Süleymanşah’dan yardım istedi. Süleymanşah bu teklifi kabul etti. Amacı bu durumdan istifade etmekti ki bunda da başarılı oldu. Botaniates 1078’de imparator oluncaya dek Bursa ve çevresi, Kocaeli’ni fethetti, hatta İstanbul Boğazı’na kadar dayandı.

Süleymanşah devleti ağabeysi Mansur ile yönetiyordu. Ancak Mansur’un aleyhine faaliyetlerde bulunduğunu öğrendi ve durumu Melikşah’a haber etti. Melikşah da Porsuk Bey’i gönderdi. Neticede Süleymanşah-Porsuk ittifakı Mansur’u bertaraf etmeğe muktedir oldu.

Bundan sonra tahta çıkardığı Botaniates’e karşı Nikiforos Melissenos’u destekledi. Çünkü Nikeforos, Denizli ve Ankara’yı Selçuklulara vermeyi vaad etmişti. Bu karışıklıklar sırasında Süleymanşah, Garbî Anadolu’da fethedilmemiş şehirleri fethetti. Bu durum üzerine Botaniates’in gönderdiği Ioannes İznik’i kuşattı. Ancak Süleymanşah’ın bölgeye gelmesiyle kaçmak zorunda kaldı.

Bu sırada Nikeforos, Selçuklu desteğiyle Kadıköy’e kadar ilerlese de Alexios Komneos ondan önce davranıp tahtı ele geçirdi (1081). Yeni imparator ile Dragos Çayı Antlaşması imzalandı ve hudut Dragos Çayı olarak belirlendi. Süleymanşah –resmen– Batı ve Orta Anadolu’nun hâkimi olmuştu. Üstelik bu antlaşma ile Bizans’tan yüklü miktarda vergi alıyordu.

                                                     GÜNEYDOĞU’DA FETİHLER

Tüm bunlar olurken Ermeni Bizans kumandanı Filaretos, Kilikya’yı ele geçirmiş ve burada Ermeni dükalığı tesis etmişti.[3] Esasında Ermenilerin o bölgede yoğun nüfusa malik olmaları uzun zaman almıyordu. XI. yüzyılda Kafkaslar ve Doğu Anadolu’daki irili-ufaklı Ermeni prensliklerini ilhak edip bölge halkını da Kilikya’ya ve Orta Anadolu’ya tenkil etmiş, bu suretle çoğalan Ermeni nüfusu Anadolu’nun fethi sırasında doğudan gelen Ermeni göçleri ile revaç bulmuştu.

Süleymanşah bu olayları yakından takip ediyor olacak ki Dragos Çayı Antlaşması ile batı sınırını güvence altına alıp çok beklemeden oraya yürüdü. 1083 yılında Kilikya’ya inip Tarsus, Adana , Misis, Anabarza gibi bölgeleri fethedip Malatya’yı vergiye bağladı.

                                                 ANTAKYA’NIN FETHİ

Kilikya ve Antakya’yı kapsayan bir dükalık kuran Filorates, zalimâne tavırlar sergiliyordu.  Öyle ki Süryani kökenli Urfalı Mateos bile onu ‘’zalim’’ olarak adlandırıyordu. Oğlu Barsama’yı bile hapsetmişti. Filoretos’un Urfa’ya gitmesi üzerine Barsama’yı hapisten çıkaran şehrin şahnesi İsmail, Süleymanşah’ı Antakya’yı fethe çağırdı. Süleymanşah, yerine Ebulkasım’ı 300 atlıyla hızlıca Antakya’ya ilerledi.  Zira Suriye Selçuklu hükümdarı Tutuş ve şehirden vergi alan Musul Emîri Müslim bölgeye ondan evvel gelebilirdi. Geceleri yol almak ve gündüzün de vadilerde konaklanmak suretiyle, on iki günde Antakya’ya vardı.[4] İçten gelen destek ve Mencekoğlu adında bir Türkmen beyinin de Süleymanşah’a katılması üzerine 12 Aralık 1084’te dış, 12 Ocak 1085’te ise iç kale fethedildi. Süleymanşah bölge halkına eman ve Meryemana ve Aziz Georges adındaki iki kilisenin tamir iznini verdi. Bizans ve Ermeni zulümlerinden bıkan halk sevimişti. Bu durumu, o an kuşatma bulunan Süryanî Patriği Mihail şöyle anlatır: ‘’Türk askerlerinin baskısı sebebiyle içkaleyi savunan askerlerimiz teslim olmak zorunda kaldılar Hepimiz tutsak alındık ve öldürülme korkusuyla tiril tiril titreşiyorduk.Fakat Süleymanşah, 'Bütün Hıristiyanlarıaffederek serbest bıraktığını' ilan ettirince sevincimizdenadeta uçuyorduk.’’şeklinde izhar eder. Şehre bir muzaffer edasıyla giren Süleyman Şah, anâne gereğince Kavasyana Kilisesi’ni Camiye çevirdi ve 17 Aralık’ta 110 müezzin tarafından okunan ezanla Cuma namazını kıldı.  Ortaçağın önemli şehirlerinden olan Antakya’nın  fethi önem arz ediyordu. Fetih Melikşah’a bildirilince başkent İsfehan’da fetih kutlamaları yapıldı. Ayrıca bu fethin ardından İskenderun, Ayntab, Telbâşir, Elbistan, Göksün, Maraş gibi şehirler de bir bir fethedildi.

 

                                                             MÜSLİM’LE MÜCADELE

 

Yaşanan bu önemli olay civar hükümdarlara da etki etti. Özellikle o bölgede gücünü genişletmek isteyen ve bölgede hâkim unsur olma yolunda uğraş veren Müslim, bu hadiseyi dikkatle takip ediyordu. Şüleymanşah’ın Antakya’yı fetihten sonra, kendisinin bölgedeki hakimiyetini de yıkmaya çalışacağını düşünüyordu. Zaten evvelce bu şehirden 30.000 altın vergi alıyordu. Süleymanşah’tan da vergi isteyip, aksi takdirde Melikşah’a karşı asî olacağını söyledi. Ancak Süleymanşah’ın yanıtı netti:"Sultana itaat etmek ve dolayısıyla hakim olduğum memleketlerde adına hutbe okutup para bastırmak, benim biricik görevimdir. Ben, Antakya ve diğer küffar memleketlerini, ancak onun varlığı yüzünden, Allah'ın benim elimle fethettirmiş olduğunu kendisine bildirdim. Benden istediğin vergiye gelince, benden önceki Antakya hakimi kafir idi, bu sebeple kendisi ve adamları için başvergisi (cizye) veriyor ve böylece kendilerini İslam cihadından koruyorlardı. Halbuki şimdi şehir hakimi olan ben, çok şükür Müslümanım ve Allah’ın

cihad buyruğunu yerine getirmekteyim. Antakya artık Müslümanların eline geçmiştir. Ben bir Müslüman olarak sana nasıl başvergisi öderim?"

 

Süleymanşah’ın bu cevâbı Müslim için tedirginliğe sebep oldu. Esasında bazı kabile kuvvetleri ve Mirdâsîlerden Şebîb ve Mansur Kutalmış’a katılmıştı ki bu sebeple Müslim’in gücü Süleymanşah’a nazaran az kalıyordu. Bunu farkeden Müslim, ittifak arayışlarına girişti. İlk olarak Artuk Bey’le anlaştı. İkili Kutalmış’a karşı bir olacak, Melikşah’ın hizmetinden ayrılacaklar ve Tutuş’a tabi olacaklardı.

 

Diplomatik hamlelere girişen Müslim, askeri kanadı da ihmal etmiyordu. Antakya’yı kuşatmak üzere 6.000 kişilik kuvvetiyle yola çıktı. Onun bu hareketini haber alan Süleymanşah onu 4.000 askeriyle karşılamaya koyuldu. Neticede iki ordu Amik Ovası yakınlarındaki Kurzâhil’de karşı karşıya geldiler. Çubuk adındaki bir Türkmen beyinin Müslim’in safından Süleymanşah’ın saflarına geçmesi üzerine muharebeyi Süleymanşah kazandı ve Müslim öldü (20 Haziran 1085).

 

                                                        HALEP KUŞATMASI VE ÖLÜMÜ

 

Müslim’i bu suretle bertaraf eden Süleymanşah, Halep’e gözünü dikti. Halep civarındaki Maarratünnuman, Kefertab, Kınnesrin gibi kasabaları zapt etti. Öldürdüğü Müslim  b.  Kureyş’in cesedini gönderip Halep’i kuşattı (Haziran). Ancak şehir hakimi İbnülhüteyti, durumu Melikşah’a bildireceğini ve eğer Melikşah onay verirse şehri teslim edeceğini söyledi. Uzun bir süre bekleyen Süleymanşah, cevap gelmemesi üzerine Halep’i tekrar kuşattı (Nisan/Mayıs 1086). Melikşah’dan cevap alamayan İbnülhüteyti, bu sefer Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’a başvurarak şehri kendisine teslim edeceğini söyledi. Bunun üzerine Tutuş, Artuk Bey’le birlikte yola koyuldu. Süleymanşah da onları karşılamak üzere yola çıktı. İki ordu Ayn-u Seylem mevkiinde karşı karşıya geldi. Tutuş’un orduları Süleymanşah’a galip geldi ve Süleymanşah savaş sonunda vefat etti.

 

İbnü’l-Adîm’in verdiği bilgilere göre savaş sonunda Tutuş’un askerleri sultanlara layık işlemelerle kaplı zırhlı bir beden görüp bunu Tutuş’a haber verdiler. Tutuş da zırhın kendisine getirilmesini emretti. ‘’Bu sultanların zırhlarına benziyor.’’ deyip savaş meydanına gitti. Askerlerine ‘’Ben size o zırhın sahibini göstermeden siz bana göstermeyin.’’, dedi. Kısa süre sonra Süleymanşah’ın cesedini buldu ve işaret etti: ‘’Bu Süleymanşah’tır.’’, dedi. Askerler: ‘’Onu nasıl tanıdınız?’’ deyince Tutuş ‘’Onun ayağı benim ayağıma, yani Selçukoğullarının ayağına benziyor.’’ deyip başında üzgün bir şekilde, Türkçe olarak ‘’Biz sizlere zulmedip işte böyle öldürüyoruz’’ diyerek öteden beri devam edegelen Selçuklu-Yabgulu mücadelesine dikkat çekti. Tutuş, Süleymanşah’ın cesedini iyice kefenlettirip Halep’e defnettirdi.

 

Daha sonra Tutuş, Süleymanşah’ın yaptığının bir benzeri olarak, Süleymanşah’ın cesedini Halep’e gönderdi ve şehrin teslimini istedi. Şehrin hakimi ise Melikşah’ başvuracağını bildirdi.  Bunun üzerine Tutuş şehri kuşattı ve içten gelen destekle dış kaleyi ele geçirdi. Artuk Bey’in şefaatiyle İbnulhüteyti’yi bağışladı. İç kaleyi on yedi gün kuşattı ki Melikşah’ın birliklerinin geldiğini haber alıp geri çekildi.

                                                      SÜLEYMANŞAH’IN ŞAHSİYETİ

 

Süleymanşah, Anadolu’da bir Selçuklu devleti kuracak ve bu devlet 200 yılı aşkın süre ayakta kalarak Anadolu’da yeni bir kültür devrinin kurucusu olacaktır. Süleymanşah’ın bu kadar kısa sürede bu kadar hızlı yükselmesinin sebeplerinden biri de Anadolu’da başsız kalan Yabguluların ve İsfehan’daki Selçuklu yönetimine tâbi olmak isteyemen Türkmenlerin kendilerine bir baş aramasıdır. 

 

 

Süleymanşah’ın ölümünden sonra yerine İznik’te vekil bıraktığı Ebu’l-Kasım geçti. O, Kyios ve İzmit gibi yerleri fethedip ilk defa gemi isti’maline başlasa da bizzat elçi olarak gittiği ve redd cevabı aldığı İsfehan’ın dönüş yolunda Emir Bozan tarafından öldürüldü ve Anadolu Selçukluları takriben beş sene (1087 (?)- 1092) başsız kaldı. Bu karışıklık Melikşah’ın ölümünün ardından, Ayn-u Seylem Muharebesi’nden sonra İsfehan’a tutsak olarak gönderilen Kılıçarslan ve kardeşlerinin kaçmasıyla son bulacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

                        

                     SÜLEYMAN ŞAH’IN FETİHLERİ VE TOPLUM ÜZERİNE TESİRİ

 

 

 

Kaynaklar: Faruk Sümer, ‘’Kutalmış’’, DİA, 2002, c. 26, sf. 480-481

Ali Sevim, ‘’Süleyman Şah I’’, DİA, 2010, c. 38, sf. 103-105

Ali Sevim, Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleymanşah, (Ankara, 1990), Türk Tarih Kurumu

İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, trc. Dr. Abdülkerim Özaydın (İstanbul, Bahar Yayınları), c. 10

(Kollektif), Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, (İstanbul, Akçağ), c. 8

 

 

 

[1] İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, trc. Dr. Abdülkerim Özaydın (İstanbul, Bahar Yayınları), c. 10, sf. 49

[2]Bilâdü’ş-Şâm: Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Güneydoğu Anadolu’nun büyük bir kısmını kapsayan tarihî bölge.

[3] Bu devlet, 1080 yılında Ruben tarafından kurulan ve 1375’te yıkılan Kilikya Ermeni Krallığı ile karıştırılmamalıdır. Doğu Anadolu’da önemli bir Ermeni ailesi olan Bagrotini ailesinden gelen Ruben, Filoretos ile eş zamanlı olarak, bir başka Ermeni prensi Hatum’un kurduğu beyliğin doğusunda bir beylik tesis etmişti. Ayrıntılı bilgi için bakınız: Tunay Karakök, ‘’Malazgirt Sonrası Maraş’ta Bir Ermeni Asıllı Bizans Ordu Kumandanı; Philaretos Brachamios’’

 

[4] Bazı tarihçiler, onun deniz yoluyla Antakya’ya geldiğini yazmaktadır.